Resim

“Hayatı bir süreç olarak kabul edebilme olgunluğu…” David Nicholls’ın Bir Gün adlı romanındaki bu tanımlamayı çok sevmiştim.

Çok abartmadan, çok küçümsemeden bir süreç olarak görmek hayatı… Kazık çakacakmış gibi olmasa bile yerleşerek yaşamak bir yandan da… Üstün Dökmen’in bir kitabında vardı, oturuşundan tanırsınız bir insanın hayata bakışını diyordu. Koltuğa şöyle iyice yerleşti mi, yaşamı da öyle sahiplenmiştir diyordu. Ucuna ilişti mi, pek de tadını çıkardığı söylenemezdi. 

Yukarıdaki sözü de çok sevdim bu bağlamda. Bir bahçeyi ekmek, yarına inanmaktır diyor. Aslında tersten de değerlendirilebilir. Yarına inanmak için bahçeyi ekmek de iyi fikir olabilir; ) Beklemek, beklemeye değecek şeyler üretmek…

Bugün


 

 “Bugüne iyi bak!
Çünkü o hayattır.”
 
 
Resim
 
Bazen endişeleniyoruz , bazen sorguluyoruz. Bazen gelecek için planlar yapıyor, sabırsızlanıyoruz. Ya da “ya olmazsalarımız” ve “ya öyle olursa”larımızla bugünümüzü  zehirleniyoruz. Oysa bugüne hakkını vereceksin, çünkü hayat burada, bu anda. Bugüne yeterince değer veremediğimizden, yarınları da bugün inşaa ettiğimizden yarın da aradığımızı bulamıyoruz.  
 
Bugüne en iyisini verdik mi, elimizdekinin en iyisini hadi bi düşün. 

Resim

Çatışmaların galibi yoktur, en fazla beraberlik vardır diye okumuştum bir yerde. Çünkü çatışmada her iki taraf da sonuna kadar galip gelmeye çalışır, ikna olup haklısın diyeni gördünüz mü? Çatışmalar ağırlağınca çeker sizi aşağıya… Enerjinizi yerle bir eder, çatışmayın, sevişin… İletişin…  

 

Her durumun nedeni var

Bu sabah kızımla servise yetişmek konusunda atıştık, sonra o ağladı. Servis kaçtı ve başka bir çocuğu alıp geri geldi, o da servise ağlayarak üzgün bindi. Onu bıraktıktan sonra üzüldüm, sabaha öyle başladığımız için ama… Biliyorum ki her şeyin bir nedeni var ve her şey yolunda. İçim sıkılmıştı yine de… Servise telefon edip, onunla konuşmak istedim ve ondan özür diledim. İyi bir gün geçirmesini diledim. Gecikmesinin suçlusu ben değildim, ama sabrımın tükenmesi benim sorumluluğumdu, özür dilemem o sebepleydi. 

Neyse, sonra, akşamüstü birden bir şimşek çaktı. Bir akşam önce ettiğimiz sohbet geldi aklıma. Arkadaşlarının onun suçladığı ve üzüldüğü birkaç olay anlatmıştı. Aslında bakıldığında, onun özür dilemesi gereken olaylardı belki… Evet ya, belki de sabah yaşadığımız şey, onun özür dilendiğini görmesi, anlaşmazlıkların böylece yumuşayabileceğini öğrenmesi içindi. Yani benim içime öyle doğdu. Tartışmasaydık iyiydi de, belki de tartışmamız daha iyi olmuştu. Resim

Aşkla uyanmak

Resim

 

Bu sabaha öyle güzel geldi ki bu fotoğraflar… Aşkın selfie’si… Aşık olabilen insan iyidir, aşık insanın kalbi güzeldir, aşık insan sabaha sevgilinin gözünden bakabilen, sabahı bambaşka görebilendir… deyip, Nazım’dan aşağıdaki dizeleri okudum. Nazım için aşkıyla başlayan sabah bakın nasılmış? Bir sabah bu kadar mı güzel anlatılırmış… 

Vera’nın Uykudan Uyanışı 


İskemleler ayakta uyuyor 
Masa da öyle 
Serilmiş yatıyor sırtüstü kilim 
Yummuş nakışlarını 
Ayna uyuyor 
Pencerelerin sımsıkı kapalı gözleri 
Uyuyor sarkıtmış boşluğa bacaklarını balkon 
Karşı damda bacalar uyuyor 
Kaldırımda akasyalar da öyle 
Bulut uyuyor 
Göğsünde yıldızıyla 
Evin içinde dışında uykuda aydınlık 
Uyandın gülüm 
İskemleler uyandı 
Köşeden köşeye koşuştular 
Masa da öyle 
Doğrulup oturdu kilim 
Nakışları açıldı katmer katmer 
Ayna seher vakti gölü gibi uyandı
Açtı kocaman mavi gözlerini pencereler 
Uyandı balkon 
Toparladı bacaklarını boşluktan 
Tüttü karşı damda bacalar 
Kaldırımlar akasyalar ötüştü 
Bulut uyandı
Attı göğsündeki yıldızı odamıza 
Evin içinde dışında uyandı aydınlık 
Doldu saçlarına senin 
Dolandı çıplak beline ak ayaklarına senin 

 

Mucizeler her yerde

Resim

Biraz uzaklaştık, Saraybosna’dan Dubrovnik’e uzanan bir seyahate çıktık. Dışarıdan bakmak iyi geldi. Mucizelere hala inanıyorum. Sihirli bir değnek gibi değil, baktığın yeri değiştirerek. Yeniden hatırladım.

Bakış açısını değiştirmek, yaşadıklarımızı da değiştiriyor. Suyun üzerindeki etikete yazılanlara bakın: 3 kural var mutluluk için diyor: Yapacak bir şey, sevecek bir şey, umut duyacak bir şey…

Üçünden de bol bol diliyorum, hepimize! 

 

Alyuvarlar, akyuvarlar

Al yuvarlar, ak yuvarlar… Aynı damardan, aynı hedef için akıp gidiyor. “Hayat”… Ortak amaç, hayatta kalmak. Aynı biz gibi.

Tek farkımız al yuvarlarla, ak yuvarlar aynı damarda olduklarının farkında değil. Birbirlerini ayrı sanıyorlar, oysa aynı bedende, ‘bir’ler… Bedenin birliği içinde… Akıyorlar… Sadece bedenin birliğini ve yaşam amaçlarını hatırlamaya ihtiyaçları var. 

Biz ne yapabiliriz? İçimize dönüp, kendi mikro dünyamızda mutlu olabiliriz. Ama kelebek etkisini unutamayız. Doğa, insan doğası, eylemi sever, edilgenliği değil.

İlla aynı yollardan mı yapacağız, yüzyıllardır yapılanları mı? Politik kimlik mi giymeliyiz? Bir tarafta durmadan birleşemez miyiz? Sandık başı görevleri dışında, günlük yaşantımızda…

Düşünüyor, düşünüyorum. Ne yapabiliriz?  Ya da ne yapsak?