Mek diye bir şey yok

Çağın hastalığı… Mutlu olma için aşırı bi’ gayret, bi telaş… Mutlu olmazsan, başarılı değilsin self-teşhisini yememek için daha da gayret. Kişisel gelişim zamazingoları iyidir, iyi gelir, “pozitif düşünemediğin anda kötü hissettirmesi” dışında.

Oysa vardığım nokta şu, mutlu olmanın önündeki büyük engellerden biri mutlu olma gayreti… Olanı olduğu gibi kabul etmek, mutsuzluğun mavi gökyüzünde seyahat eden bulut gibi geçmesini beklemek belki de daha kolay mutlu kalmayı sağlıyor.

Bir de bir konudaki mutsuzluğumuz bizim genel mutsuzluğumuz demek değil. Yani falanca konu hakkında mutsuzsundur ama genel olarak mutlu bir insan olmayı seçersin…

Mutluluk bir varış değil bir yolculuk. Hayatın kendisi gibi yoldaki her şey seni sen yapıyor, engeller de mutluluğun bir parçası… Sıkılabiliriz bazen… İzin verelim, yarın sıkılmaktan ve mutsuzluktan da sıkılacağız zati ; ) Yap-mak lazım, et-mek lazım unutmak lazım… Mek diye bişey yok diyor şarkı bak…

 

Advertisements

Sevdiğim ben’ler

Bugün şöyle bir tanım okudum, “içinde olduğun ilişkideki kendini sevmek.”  Her türlü ilişkinin içinde, bu dostluk olur, aşk olur, aile olur, hatta dinle ilişkin bile olur… İçindeki iyiyi ortaya çıkan iyidir. Ya da “senin sevdiğin sen” olmana ortam sağlayan… Başka bir deyişle, seni sinirli, gıcık, kızgın, kırgın, üzgün,intikamcı yapmayan topraklarda yaşamak güzeldir…

Bu muhtemelen senin sunduğun toprak için de geçerlidir. Öyledir işte…

Bazı arkadaşlarınla daha iyi bir insansındır mesela, bazı öğretmenler seni daha azimli bir öğrenci yapar, bazı işyerlerinde kendini değerli hissedersin, bazı insanlarla hava limonata gibidir.

Ne kadar böyle topraklarda olsan, kendini daha çok sevesin gelir…

 

8890b50d5cd95bf68cfa119b5631a400

pinterest

 

Bunu yazarken bunu dinledim:

yok başlık maşlık

Ne zaman bu kadar duyarsız olduk diyoruz. Nasıl bu kadar umarsızca devam ediyoruz yaşamaya diye düşünüyoruz…

Derken etrafa bakıyorum, yaşadığımız küçük yaşam alanına… Çalışma arkadaşının çok ağır bir durumla baş etmeye çalıştığını bilen, fakat yine de acımasızca yapmadığı şeylerden yakınan, hoş göremeyen, onunla üzülemeyen birilerini gördüğümde… anlıyorum.

IMG_4867boşsayfa.jpg

Biliyorum ki, bende ne varsa, dışarıda onu görür onu yaşarım.

Herkes bana aynadır.

Amma velakin, bazen bende hiç olmayan bişeyle karşılaşırdım, hah işte, eskiden onu çözemiyordum, yahu bu da nerden çıktı şimdi diye… Oysa cevabı cümlenin içinde… Bende olmayan şeyi bana göstermek için çalışır bazen de ayna… Tersten… Fazla savurgansam cimriliği, aşırı topluysam dağınıklığı getirirdi karşıma… Dengeyi bulmam için… Ayna işte.

 

 

Bu işi yapmasan ne yapardın?

Sebepler sonuçların ceninleridir. İçimde ne varsa, beni hep yazmaya itti. Kısa cümleleri sevdim hep. Bambaşka iki konu arasında sentez yapmayı… İki armuttan bir elma çıkartmayı… Üstüne de tarçın atmayı…

Bu işi sevdim. Bu işi yapmasam da yine yazmak, reklam yazmasam, hayat o da olmadı hayal yazmak isterdim… İsterim.