Üçüncü şık mümkün

İnsanlar ikiye ayrılıyor. Her şeyin suçunu başkasında arayanlar, her olan bitenden kendini sorumlu tutanlar…

Hep ötekini suçlayan, kendinden kaçıyor. Hep kendini eleştiren, kendi değerini bilmiyor. Bunlar bazen karşı karşıya geliyor. O suçlayabilsin, öbürü suçluluk hissetsin. Herkes görevini yapıyor yani bir deyişle…

Oysa farkedişte saklı… üçüncü şık mümkün… bazen öyle, bazen böyle…

 

Kalp açılması

“Kalbiniz tamamen açılana kadar kırılmaya devam edecek” demiş Mevlana
Tamamen açılmak nedir acaba? diye sormuş bi “yaşayan”…

Şöyle bir cevap geldi içimden:

Kalp az ya da kısmen açılınca resmin tamamını göremiyor insan. Benim eskiden objektif kapağı bozulmuş bir fotoğraf makinem vardı aynen onun gibi. Resim kısmen görününce de olanı ve insanı net değerlendiremiyor ve kırılıyorsun 🙂

Böyle cevap verdi benim kalp…

 

Metafor

screen-shot-2016-10-20-at-10-07-37

Bir bağ kurdum seninle… Nerden geldin, ne getirdi seni buraya bilmem, ama geldiysen tesadüf değil hiçbir şey gibi. Bağ kurdum, anlamak için bende neyi uyandırmak istediğini…

…durup baktım, varlık nedenine….

 

 

 

Kızlar

814b9f9513f1956130336f712073e08a

Geçen sene Türkiye’de çocuk gelin dediğimiz 18 yaşın altında anne olanların sayısı 200.000 imiş. 15 yaşında anne olan bir çocuk!  Daha kendisinin anne ilgisine ihtiyacı varken, nasıl anne olacak? Nasıl rehberlik yapacak? Nasıl şefkati öğretecek, daha şefkat arıyorken?

Nasıl eleştiririz bu toplumun sanattan, kültürden uzak çocuklarını? Daha kendilerini gerçekleştirememiş annelerle büyürlerken…

 

Oysa önce alttaki satırları yazmıştım. Nasıl küçük bir kız çocuğu büyütür bir çocuğu böyle?

 

Sevin, dolu dolu sevin ki, sevmeyi öğretsinler…

Ufuklarını açın

açın ki çocuklarına kocaman bi dünya gösterebilsinler…

Dinleyin, can kulağıyla dinleyin ki, değerli olduklarını bilsinler…

Yüreklendirin, içlerindeki gücü tanısınlar… Şefkatli olun ki, şefkati öğretsinler

oğullarına, kızlarına. Onlara hem kökler, hem kanatlar verin.

Gitmesi gerektiğinde gitmeyi, kalmak istediğinde tüm yüreğiyle kalmayı

becerebilsinler. Birlikte merak edin dünyayı. Edin ki meraklı gözlerle

keşfetsinler… Çünkü bir kız çocuğu, kaç nesilin ışığıdır, candır…

İncelikli yaşamak hayatı…

img_8268

Senin için dağları deler, yol açarım yar,
senin için denizleri kuruturum yar,
senin için gökkubeyi yerlere çalarım yar…
canım iste, canım bile sana kurban yar…
Dağlar taşlar uçan kuşlar senin olsun yar,
deniz derya gökler hep yerinde dursun yar,
gönlüm senden bişey ister nasıl desem yar,
alla beni pulla beni al koynuna yar…
Bu incelikten ne ara -kaç oda bi’ salon eviniz? diyen evlendirme programlarına evrildik.
Evlen benimle demenin bu kadar naif söylendiği bir devirden
Yavrum kaldır kolları
Teslim ol etrafın sarılı
Sabret af çıksın sana
Ben öptürcem bu evin yollarını… devrine ulaştık.
Kullandığımız dil, şarkı sözleri bile bir gösterge.
İncelikli özenli sözlerle kurulmalı hayat dediğimiz cümle.

Mükemmel değilim çok şükür

Bir video izledim, mükemmeliyetçiliğin olduğu yerde akış yoktur. Yaratıcılığı öldürür, depresyon ve madde bağımlılığına neden olur. Hata yapmaktan korktuğundan hiçbir şey yapamaz. Her mükemmelcinin çocukluğunda boza pişiren bir mükemmeliyetçi ebeveyn vardır…

İnsan olmanın 1 numaralı özelliği merak duygusu diyordu videoda.
Değersizlik inancının nedenlerinden biri de merak duygusunun eksikliği…
Merakın olduğu yerde anda kalmak vardır. Araştırmak, bu nasıl oluyor diye sormak… 
Bir insana edeceğin beddua varsa mükemmeliyetçi olasındır o… diyor.

Yani biraz halk ağzıyla bağlayacağım, biraz koyver gitsin…