Sarı…

Screen Shot 2017-06-28 at 14.10.59

 

Bazen kendimi böyle hissediyorum 🙂 Büyümüş, yetişkin ciddiliğinde bir yaşamın ortasında böyle sarı, çocuksu…

Coşkuyla günaydın diyorum hayata bazen, bakıyorum çok çocuksu oluyor. Oh be, ben böyleyim diyorum. Ama bazen de ben de ciddiyete ayak uyduruyorum. Bazen tuhaf görünüyordur diye düşünüyorum.

Çok konuşuyorum bazen böyle coşkuluyken, bazen susuyorum. Bazen sarı renk solar gibi oluyor. Ben de sarı renk depolayacağım bişeyler var mı diye etrafa bakınıyorum.

 

Haysiyet Kolonisi

19218619_304Film, Şili’de diktatör Pinotchet zamanında geçiyor. Alman vatandaşı olan kahramanımız Pinotchet aleyhine posterler yaptığı için yakalanır ve işkence göreceği “bir yere” götürülür. Burası eski bir Nazi suçlusunun kurduğu “haysiyet kolonisi” adı verilen, bir girenin bir daha çıkamadığı tarikat gibi bir topluluğun yerleşim alanıdır.

Kahramanımız önce büyük işkencelerden geçer, elektrik verilir, sonrasında beyninde kalıcı hasar oluştu sanılarak topluluğun arasına karışır.

Tarikatın kurucusu Bay Pius, kendisinin Tanrı’nın sesi olduğunu söylemekte, içerdekilere sürekli bir beyin yıkama uygulamaktadır. Erkekler, kadınlar ve çocuklar ayrı yaşamaktadırlar. Aşırı (!) haysiyetli bir yaşam sürmekte, kimse kimseye yan gözle bile bakmamakta, kadınlar göğüslerini bile sıkı sıkı sararak kadınlıklarını saklamaktadırlar.

Bay Pius, gördüğü en küçük yanlışta, kadını erkeklerin arasına sokar. İçine kaçan kötülüğü çıkartmak için erkeklerin onu dövmesini söyler. Ve kadın canı çıkıncaya kadar dövülerek doğru yola (!) getirilir.

Bu çok haysiyetli toplulukta küçük erkek çocuklarına da ayrı bir ilgi gösterir Bay Pius. Ama tabii o da çocukları, ilahi kişiliğinden faydalandırmak için (!)

Erkek kahramanımızı kurtarmak için bu dehşet mekana girmeyi göze alan Emma Watson gözüyle bu karabasanı izleriz.

Acaba sonunda buradan kaçabilecekler midir?…

Filmde beni dehşete düşüren şeylerden biri Haysiyet Kolonisi’nin gerçek olması. Gecenin bir yarısı filmi seyrederken girdim internete baktım, gerçekten Pinotchet devrinde bu iğrenç yapı varmış ve hem diktatörün ortadan kaybetmek istediği muhaliflere işkence edilmesi, hem de çocuk istismarıyla ünlenmiş. Tık tık. 

Yani görünen o ki din istismarı, her zaman en çok kullanılan silahlardan biri olmuş. Ben Tanrı’nın sesiyim diyen, suçlu olduğu çok netken bile insanları kandırabilmiş, hipnotize edebilmiş. Aklıma bir laf geldi. Cehenemme giden yol, iyi niyet taşlarıyla örülüymüş diye…

Futuristik konular…

IMG_5358

Futuristik bişeyler okumak, farklı dünyalarda dolaşmak isterseniz Bay Binet’e buyrun 🙂
Dünya 3 ayrı bölgeye ayrılmıştır.
Yapay zekaların yaşadığı 1. Bölge
Robotların yaşadığı 2. Bölge
ve insanların yaşadığı 3.Bölge…
Bölgeler arası ilişkiler evrensel bir anayasaya bağlanmış.
Cezalandırılmak istenen bireyler, belli bir süre geçmişte bir simülasyona yollanıyor.
Mesela Afganistan’a…
Platon, Kral Süleyman ve nicelerine hologramlar aracılığıyla ulaşılabiliyor.
Onlar  kendi zamanında dinlenebiliyor.
Bir çok soru soruyor böyle şeyler okuyunca insan.
Çok da uzak bir gelecek değil belki bunlar… Biz bu gelişmelerin neresindeyiz?

Ya biz de bir simülasyon izliyorsak, ceza ve ödül olarak? Enteresan değil mi? Ve daha niceleri…

Bazen kalorifer peteği, bazen serin bir çarşaf

Bazen bir kalorifer peteği, bazen de çarşafın serinliği… Her mevsim ihtiyacımız olan değişiyor. Yaşamımızın evrelerinde olduğu gibi. Bi buna ihtiyacın var, bi ona… Bazen üşüyüp, bir kalorifer peteğine yaslanmak istiyor, bazen de havalandırılmış, serinlemiş çarşaflarımızı özlüyoruz. Bazen yalnız kalmak, bazen koşup dostlara sarılmak…

Gayet doğal. Yalnızlık istediğimizde kendimizi yargılamak neden?. 1a44c11903c883dc3b034dd1dc337474 (1)

foto: pinterest

En uzun güne kısa bir yazı : )

373abe49486401.Y3JvcCw5NjYsNzU2LDU0LDQy

Anlam arayışı hep içimizde. Daha anlamlı kılmak yaşam sürecimizi… Hep aklımızda. Arayış bir yolculuk… Ve bu da kötü değil. Sadece yolculuk boyunca varışı düşünmek sıkıntı. “Yolcu olmanın tadını çıkartmayı unutma” diye hatırlatıyorum kendime…

“Destiny / Destination”…  Kader yolculuğunu nasıl yaşadığın belki. Bu iki kelime ilk defa ilgimi çekti. Ama şöyle bir laf okumuştum:

“There’s no destination, there is only now.”

Hayatımız bi’ senaryo ise…

Kulağımda bir müzik… Sanki sokakta yürürken bir filmin fonundaki soundtrack gibi. O an düşündüm, hayatımız bir senaryo… Başrolde biz. Cast’lar baştan belli ama senaryoda oyuncunun kimliğiyle filmin performansı baştan aşağı değişebilir. Düşünün ki aynı filmi iki farklı kişi oynasa, biri Oscar alıyor, biri almıyor. Oynamak derken rol yapmayı kastetmiyorum, rolümüzün hakkını vermek… Senaryodaki olaylara doğru tepkiler vermek kastettiğim… Filmimizi en iyi şekilde “oynamak” dileğiyle… 1ad165d229c89d3b7c7008757c0952de