İyi haftalar

facc7a04304df5b695b577b78602d781

Güneş doğar, güneş batar ama insan uyumaz bazen… Deniz masmavidir ama insan görmez bazen, üzme kendini umutsuz gibi… Sevenin var bak ne güzel…

 

 

Advertisements

24 Kasım

Çok isterdim/ ya da isterim diyeyim, belki olur ileride. Çocuklara bişeyler öğretebilmek, cesaret vermek, yol göstermek. Kendisini sevmesine katkıda bulunabilmek, sevmek, şefkat göstermek, moral vermek… Belki ucundan bişey yaparım ileride… Neden olmasın?8f3cc5548f6e50dc685de6eb3435508e

Öğretmenin, öğretmenlerin değerini bugün daha iyi anlıyoruz sanki.

Her şeye rağmen, sistem ciddi error verse de, öğretme aşkıyla yanıp tutuşan, bir insan ortaya çıkartmanın sorumluluğunu taşıyan, her çocuğun özel olduğunu bilen, ona göre yaklaşan öğretmenlerimiz var. Biliyorum, tanıyorum… İyi ki varlar. Üstelik şartları zor, yolları çetrefilli. Malzemeleri, kitapları eksik çoğu yerde, bazen aileler zorlu, bazen hayat koşulları… Ama umarım umutlarını hiç kaybetmeden ideallerini gerçekleştirmeye devam ederler.

Umarım atanamayanlar da işlerine bir an önce kavuşabilir. Mesleklerinden uzaklaşmak zorunda kalanlar öğrencileriyle buluşur. Maaşları düzelir, yüzleri güler.

Kolay mı? Bir hamur gibi yepyeni bir nesle şekil veriyorlar.

Bunu her zamankinden daha iyi görüyoruz

Toplumun elinde oyuncak olma

056b53213e6c48a33f4eedad691b9b09İllustration: Inès Longevial

Küçükten başlıyor. Sen okulu, öğretmenini seversin. Asıl cool(!) olanın sevmemek olduğunu söylerler. Özgün giyinirsin, değişik olmuş deyip, dudak bükerler. Farklı bir meslek seçmek istersin, soğuturlar. İşini seversin, söyleyemezsin. Herkes şikayet etmektedir. Laf taşıyana katılmazsan, oyunbozan olursun. Aynı düşünmezsen vatan haini bile olabilirsin. Bi de bakmışsın toplumun elinde oyuncak olmuşsun. Ne zaman mı?

Kendi duruşunu bulmazsan, her söze uyarsan, illa da onaylanmaya çalışırsan…

Akışa güven ama toplumun seni manipüle ederek mutsuz etmesine de izin verme…

Bir yerde okudum :

Bir kural der ki; iki ayağın olduğuna göre seni beslemeyen bir yerde durman gerekmez. O zaman yürü! Sana zarar verecek her şeyden kaçınmak aslında bir sevgi eylemidir.

 

Kendin olabilme hakkı

aa267c77ebfa646ce4ee068adc684711

Bizim için çizilen portrelerin içine hapsolmak zorunda değiliz. Zaten çizilen profile uyduğumuzda değil, orijinal olduğumuzda daha güzeliz.

Cesaretimizi kanıtlamak için Leyla Alaton’un dediği gibi .aşaklı(özür dilerim) olmak zorunda değiliz, çünkü cesaret yürekten gelir, diğer organlardan değil.

Sözümüzü dinletmek için kaba, sert, maskülen olmak zorunda değiliz. Bilgi, yetenek kendini dinletir.

Yaşlanmamak için kaşların arasını askıya almak, oramızı buramızı bilmem ne zehriyle dondurmak, falanca maddeyle dolgu yapmak zorunda değiliz, gülüsediğimizde kaz ayaklarımız çıksa çok mu kötü? Kim öğretti bize yaşlanmanın bir suç olduğunu?

Kendimiz olabilme hakkı… Kadınların kazanması gereken hakların başında… Estetikleri pompolayan, yaşlanma karşıtı (!) empozeler ve diğerleri… İşte bunların hepsi kadına şiddet aslında.

Hepimiz kendimizken öyle güzel, öyle iyi, öyle güçlüyüz ki.

O gelemezse, biz gideriz dedik.

Screen Shot 2017-11-22 at 09.48.40

Kaç yıl boyunca, sabah gözümü açınca -ki o zaman güneş doğmuş olurdu, bugünkü gibi karanlıkta uyanmazdık- onu dinlerdim. Güne Çalar Saat’le başlardım. Haberleri ondan dinlerdim, bi dost gibi olmuştu artık. Konuşma tarzını severdim, olaylar karşısındaki adil duruşunu severdim.

Sonra bi’ sabah çekip, alındı elimizden.  Tuhaf bişey.  Böyle çekilip alınmak… Küçük bir çocuğun hep birlikte olduğu bebeğini çekiştirerek alan dev bir kol gibi gözüküyor gözüme. O da sabahlardan gittikten sonra, öfkeyle bağırmayan, tek tük objektif ses kaldı. Ve ben hala onu dinlemeyi özlüyorum.

Şimdilerde, işsizlikle başa çıkmaya çalışırken kendine yepyeni bir yol çizdi. 20 yıl önce çıkmayı düşündüğü sahnelere bu şekilde çıkması (!) kısmetmiş. Sohbetinde anlatıyor, biri bu gösteriyi sahneye koyduktan sonra şöyle demiş: Hah, layığını buldu, sahnelere düştü. Gösteride diyor ki, sahneye düşülmez, çıkılır.

Tüm dünyada “case study” olarak okutulabilecek bir olay bence. Bir TV’ci / gazetecinin mesleğini yapamadığı için tek kişilik bir gösteri tasarlamış olması. “Anne ben artist oldum” konseptli bu gösteriye gittim dün. Baştaki sabah haberlerinden yapılan derlemeye bakınca, hatırladım. Eskiden ne haberler yapılıyormuş, yapılabiliyormuş. Şunun şurasında kaç yıl oldu ki? Bahsettiğim siyasi şeyler değil, günlük hayattan, sokaklardan, SOMA’dan, hayatımızdan… Oysa ki, o haberler siyasetin de  sibobuydu. Her kademedeki görevlinin kendine çeki düzen vermesini sağlayan…

Tek kişilik gösteri dedim ama aslında onlar bir ekip. Hiç unutmam, Ertuğrul Albayrak’ın ve adını şu an bilmediğim ekibinden insanların da İrfan Değirmenci’yi yalnız bırakmayıp, yol arkadaşı olarak devam ettiklerini… Acıyı, hayalkırıklığını ve hatta açlığı paylaştılar birlikte… Ve bu hikayenin en güzel yanlarından biri, içlerine kapanıp kalmamaları, umudu kaybetmemeleri ve “yeni bir yol” bulmaları. Bu insanları çok seviyorum. Umutsuzluğun ortasından umut yeşertmelerini… Ünsal Ünlü de onlardan biri mesela. İşsiz gazeteciyken, internet üzerinden haber yaparak inanılmaz sayıda insana ulaştı o da.

Haber örneklerini izlerken, aslında dedim, nasıl da teşekkür borçluyuz, yoğun bir baskının altında bize haber ulaştırmak için işsizliği göze aldılar. Sırf bu teşekkür için bile gidilir gösterisine… Ama inanın o kadar değil. Ben çok severim hayat hikayesi dinlemeyi.  Hayat hikayelerden ibaret çünkü. İrfan Değirmenci’nin hayatını, ailesini, çocukluğumuzun ülkesini dinliyorsunuz sohbet boyunca. Takım elbiselerinden sıyrılmış bir İrfan’la tanışıyorsunuz. Gidin derim, bence çok keyifli vakit geçireceksiniz, ama o bile değilse teşekkür etmek, helalleşmek için. Gelecek oyun Profilo Gösteri Merkezi’ndeymiş mesela ; )

 

Ağlamak güçlü olmaktır aslında

Güçsüzsen bunu göstermek istemezsin, ağlamazsın.

Kendine güvenmiyorsan, belli etmek istemezsin ağlamazsın.

Duygularınla uyumlanmadıysan, ağlamazsın.

Ağlamanın güçsüzlük olduğu sana öğretildiyse, ağlamazsın.

Erkek ağlamaz dendiyse ağlamazsın.

Ama ne zaman ki, hayatın akışında her şeyin olduğunu bilir, özündeki güce güvenirsen, ağlarsın rahat rahat. Zaten yeri geldiğinde ağlamalısın da.

ecbfd1c1dac353fe21b0bedb38da1e73

Çocuk hakları deyince…

Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü imiş.

Bence çocuk hakları çok daha derin konuları da kapsıyor.

En doğal hakları olan güvende olma, sevilme, eğitim gibi temel haklarının
yanında çok daha derin konular.
Kendileri olabilme hakkı… Kişiliklerinin kabulü. Olduğu gibi sevilme.
Kararlarına saygı duyulması. İstediğini giyebilme, zevkine uygun yaşayabilme.
Yeteneklerinin doğrultusuna gidebilmesi. Gerektiğinde teşvik edilmesi.
Güzel şeyler duyma hakkı var bi de. Kim istemez ki?
Kitap okuyabilme hakkı. Sevebileceği ortamlar yaratılabilmesi…
Onun hislerine güvenilmesi. Bir konuda direnç gösterdiğinde zorlanmaması…
Öp amcayı, öp teyzeyi… Şununla arkadaş ol, bununla konuş. Şu kursa git… gibi gibi…
Ve şu yukarıdaki reklama bakınca… Normal bi anne, baba sempati duyacağına tepki duymalı. Durup düşünmeli. Bir bebeğin ilk sözleri futboldan, üstelik de bütün gün açık olduğu için diye gururla altı çiziliyor. Reklam başarılı nitelendirebilir profesyonellerce ama ya aile?