Seçerek duymak

b65a25c61177f195604a7d6ec4dd9547

-Duyduğumuz her şeyden etkilenip, her şeye tepki verdiğimizde bununla ilerlemek çok zor. O yüzden, bazen seçerek duymak gerekiyor. Yorulduğunuzda geri çekilmek, hımmm modunda kalmak iyi gelebilir, ya da nasıl diyeyim iyi geliyor.

“Sıradan bir güne özlem”

99 depreminden sonra, gazeteci/fotoğrafçı bir arkadaşın deprem bölgesinde çektiği fotoğraflardan oluşan sergisi açılacaktı. İsmini ne koysam diye danıştı bana. Bir fotoğrafınıgördüm, toz toprak içindeki çadırların önünü süpüren bir kadın. Hiçbir şey olmamış, dünya başlarına yıkılmamış gibi… Çünkü insanlar, bir an önce yaşamlarına dönmek istiyorlar, istiyoruz… Sıradan bir gün gibi… Bir anda bu isim gelmişti aklıma.

 

“Sıradan bir güne özlem”…   

Her gün doldurup, boşalttığımız bulaşık makinesi, eğilip kalkmaktan fenalık getiren ev temizliği, çamaşır makinesini boşaltmak, yerlerine yerleştirmek, yemek düşünmek, pişirmek, alışveriş torbalarını taşırken söylenmek, çocuğumuza kızmak, küçücük endişeler yaşamak, işyerinde kızmak, onu bunu sorun sanmak… Aslında sıradan bir günün şükür sebepleri,unutuyoruz bazen…

Özdemir Asaf, şimdiyi yaşa demenin en güzelini yazmış. Bugün de ölüm yıldönümüymüş. Selam olsun ustaya…

Ve geçmiş olsun Elazığ. Bir an önce sıradan günlerine dönmeleri dileğiyle.

“Öyle çabuk geçiyor ki günler

Hele sen de bir bak hayatına

Yarın bitecek sanki her şey

Yarın ölecek gibiyiz.

Daha doymamışız yaşamasına

Günlerimiz dün bir, bugün iki

Sakın bir şey bırakma yarına

#ÖzdemirAsaf

Hızlıca…

Screen Shot 2020-01-23 at 13.06.10

İş maillerinde görüyorsunuzdur, hızlıca istenen işler, acil beklenen siparişler… Sadece onla bitmiyor, hızlıca duş alıyoruz, hızlıca ayakkabımızı bağlıyor, hızlıca sevdiklerimizi öpüyor, hızlıca yola çıkıyor, bişey almak istediğimizde hızlıca karar veriyor, hızlıca deniyor, hızlıca çıkıyoruz. Hızlıca telefonla konuşuyoruz sevdiklerimizle. Hızlıca toplantı yapıyor, hızlıca akşamı getiriyoruz.

Bunlar aynı süreler içinde esnetilemez mi? Farkında olduğumda hızlıca’yı eğip bükebiliyorum.  O anın içinde esniyorum.

Ayakkabımı bağladığım an düşündüm bu sabah, sadece bağladığım ayakkabıya verdim dikkatimi…  Daha uzun geldi süre. Hızlıca değildi sanki.

Son hızlıca bükücü olabildim o anda. O anlarda…

 

 

Revolution Road

Geçenlerde Marriage Story’i izlemiş, beğenmiştim, ‘mutlu son’dan sonra başlayan bir başka hikaye daha ; Revolutionary Road…

Leonardo ve Kate, Titanic’ten sonra yine bir arada. İlişki otopsisi diyebileceğim tarzda bir senaryo… Tıpkı Marriage Story’deki gibi. Yine çok güçlü bir kavga sahnesi. Yine binbir şekle bürünen duygular… Umut yaratarak, negatiften kurtulma gayreti, korku, öfke…

Özel değilmişiz biz, sandığımız gibi. Öyle gerçekleştirecek büyük hedeflerimiz yokmuş belki de. Gerçeği görmek cesurların işi…

Güzel film.

127486

Çok başarılı!

Screen Shot 2020-01-20 at 10.46.45

Cem Yılmaz’ın Karakomik Filmler 2’sini seyrettim hafta sonu. Bir filmde 2 ayrı senaryo. Yılmaz, dizi izleyicisinin alıştığı bir saatlik formatlardan ilham almış. İki senaryoyu da çok başarılı buldum. Artık hepimiz öğrendik, sinemada stand up formatını beklemiyoruz Cem Yılmaz’dan. Deli de, Emanet de hem soruyor, sorgulatıyor, hem de oyunculuklara hayran bırakıyor.

Özkan Uğur, muhteşem bir deli çıkartmış. Cem Yılmaz’ın oyunculuğu da bugüne kadar gördüğüm en iyi CMYLMZ oyunculuğu… Emanet’deki sistem ve medya sorgulaması, “çok televizyon izliyorsunuz” repliğindeki uyarı tokat gibi aslında, anlayana.

Şimdi döneyim de, Karakomik Filmler 1’i seyredeyim.

 

 

 

 

 

İçeride ne var?

Screen Shot 2020-01-09 at 17.18.26

“İçinde bişeyler değiştiğinde, çevrendeki şeyler de değişir.” diye bir laf duydum. Aslında yaşadıkların değişiyor evet, ama tepki verirsen, sendeki değişimi yansıtabilirsen. Değiştiğini de fark edebilirsen tabii…

 

Herkesin hep iyi olması, hep memnun olması mümkün mü?

aca96c767acb2d0eede63a9523178b1d

Hayatta mutluluğu, huzuru başka birinin mutluluğuna, iyi hissetmesine bağlamak en zor şeylerden biri. Çünkü insan kendi tepkisine hakim olabilir de, başkasının hislerine hakim olmak mümkün olmadığına göre bu hiç mantıklı değil.

Birinin yüzünde, sesinde hoşnutluğun izini sürmek, hoşnutsuzluk gördüğünde üzülmek, ya da rahatsız olmak çok yorucu. O nedenle, herkesi hissettiği şeyde  özgür bırakmak ve bunun onun seçimi olduğuna inanmak en iyisi belki de.

Sürekli karşındakinin hislerini yoklamak, karşında birinin devamlı “mutlu musun?” diye sorması gibi…

Niye bu mutsuz, hoşnutsuz, karamsar tepkiler bazılarımızı bu kadar etkiliyor? Bazılarımızı hiç etkilemezken…