Sakızın tokadı

Kızımla okul anılarımız hakkında sohbet ederken, bir ortaokul olayımı hatırladım. Unutmamıştım zaten ama anlatırken vay be dedim, travması bile vardır belki bunun.

Teneffüs bitmişti, ağzımda sakızla girivermiştim derse. Atmamışım nedense. Damağıma yapıştırdım. Dersi dinliyorum. Bir fen bilgisi öğretmenimiz vardı, kırsal kökenli, yani güçlü kuvvetli, eli sağlam… Kadın. Tam bana doğru gözü kaydığında, öksürüverdim ve damağımdaki sakız ağzımın içine düşüverdi. Ve göz göze geldik. Gel dedi. Gittim. Asla sakızı yutmayı düşünmedim. Sıraların arasından onun yanına kadar gidişim hala gözümün önünde. Çıkar ağzındakini dedi ve o güçlü kuvvetli şamarıyla bi tane tokat attı.

Hayatımdaki ilk tokat. Ve son. Yetmedi. Beni sözlüye kaldırdı. O zamanlar adetti. Yaramazlık (!) yapan bi de sözlüde eksi alacak illa. Neyse payıma düşen eksiyi de aldım. Oturdum. Kızım dinlerken çok şaşırdı. Şimdi böyle tokatlar falan kabul edilir şey değil. Eee ertesi gün ailen gitti mi okula dedi. Yok canım, o zamanlar biz demek ki suçluyum ki yapmış der otururduk yerimize mi deseydim, demedim. Ne büyük suç değil mi sakız çiğnemek? Hayattaki ilk ve tek tokadını yiyecek kadar.

Bugünkü kendimi, öpüyor kokluyorum, kuzum ya… Suçlu değildin, değilsin.

d4fd9025b3a86fc905d650cf1aa530cc.jpg

Ne mini minnoş, hatırlamadığımız travmalarımız var kim bilir…

 

Advertisements

Ne unuttun?

Bugün işe geldim, tam arabadan ineceğim, bi baktım çantam yok! Telefon ve anahtarı elime alıp, çıkmışım. (Elimde başka bir torba da vardı, yani bomboş değildi elim)

Çantamı almadan gelmişim… Nasıl bir sembolizmi var acaba?

Çanta ne demek benim için? Yük, ağırlık? İlk aklıma gelen: )

Rüyalar gibi objelerin sembolizmi de herkes için farklı…

Hafiflemek istemişsem bugün demek ki…

3b9187ab2b9d70be91d1be0f443f7ec7

 

 

Kendini gıdıkla ve yoluna devam et

Screen Shot 2018-07-31 at 16.08.35

Geçen gün bir twit okudum, yazan kişi diyordu ki, bir çocuk gördüm, çocuk düştü önümde. Ağlayacak sandım. Ayağa kalktı, kendini göbeciğinden gıdıkladı ve yoluna devam etti.

Sembolik yönden bakarsak, hepimizin düştüğümüzde kalkıp kendimizi gıdıklayarak yola devam etmemizi sağlayacak bir şey olmalı. Ya da buna kalben ve fikren açık olmak. Kendimi gıdıklayacağım ve yola devam edeceğim. Küllerimden yeniden doğacağım…

Tuzak

e12d1ebdc58b4cb7bc01fad1e4b8b556

Hem de ne garip bi’ tuzak. Bazen kadınları savunmak isteyen kadınların ağzından çok acayip laflar duyuyorum. Güya, kadının yanında bir söylem ama aslında özünde ayrıştıran, ötekileştiren ve kadına ait olmayan etiketler, kıyafetler biçen…

Bu tuzaklara dikkat etmek lazım. Mesela… Bi ara çok magazin konusuydu -bu arada magazin deyip geçmeyin, maalesef kanaat önderi gibi konuşuyorlar her yerde- Kocama dokunma çıktı. Yine öbür kadına konuşuyor. Koca saf, koca ezik, gel deyince gidiyor sanki. Oysa sözleşme iki taraf arasında, karı ve koca. Sözleşmeyi bozana asıl gitmeli laf.

Başka bir mesela; güya kadına yol gösteriyor, çıkarını koruyor. İki çocukla daha iyisini mi bulacaksın? Otur oturduğun yerde. Ne biliyorsun, niye durduruyorsun, mutsuzsa niye onu çaresiz hissettiriyorsun. Al sana tuzak…

Bir başka tuzak annelerden; ne iş yapıyormuş, nesi varmış tuzağı… Bunlarla evlilik yapınca, -bunlar olabilir ayrı, ama sadece bunlara bakınca- adam bakalım hırlı mı çıkacak, hırsız mı? Gördük neredeyse marsı alacak olanların durumlarını…

Bir tuzak da, kadın kadının kurdudur tuzağı…  NE KADAR NE KADAR yanlış. Kızlarınızı asla böyle yetiştirmeyiniz. Öyle baktığınızda öyle olur. Kadın kardeşliği yükselsin, Leyla Alaton’un dediği. Ama kardeşlik ayağına da tuzaklara düşmeyelim.

Gündoğumu mu, günbatımı mı?

bertstern-marilyn

Hangisini daha çok severim?

Bi’ düşüneyim…

Çünkü neden düşünmeyeyim..

Diğer düşündüğüm şeylerden küçük mü koskoca yeni bir günün doğumu?

Ya da batırmak günü, günahıyla, sevabıyla?

Düşündüm…

Güneşin doğuşunu seçerim sanırım

Yeniden başlayıp, temize çekebilmek için…

Akşam boyanınca gökyüzü, kıyamam

Günbatımını alır gönlümün tahtına koyarım.

Ne yapayım ayıramam.

DK

 

 

 

 

 

 

Gezmek lazım arkadaş

46a4e99ed2913ddb9707e138970b7b80

Foto: Pinterest

Anda, şimdide kalabilmenin, tüm bedenin ve ruhunla olduğun yerde olabilmenin bence en garanti yollarından biri seyahat etmek. Çünkü yeni şeyler öğrendiğin, gördüğün, duyduğun zamanlar merakın o noktaya ve ana odaklanıyor. Düşünün ki, seyahatte bütün duyular faal. Yepyeni yerler görüyor, mis gibi yemekler, otlar, çiçekler, denizler kokluyor, bambaşka şeyler duyuyorsunuz. Ne müthiş bişey… Zihniniz açılıyor sanki. Ve bazen 2 saati böyle bir yerde geçirmek, oturduğunuz rutindeki 24 saatinize bedel oluyor.

Alın size izafiyet teoremi…