5 Aralık teşekkürü…

3b0c914d16b94c3d427ecd7d71b26d67.jpg

Ne umarsızca kabul etmişim. Seçip, seçilmeyi… Sandığa gidip oy kullanabilmeyi cebimde bilmişim, bulmuşum. Okulda Ali ile Ayşe’nin yan yana oturduğu sıraları gayet sıradan kabul etmişim. İstediğim mesleği seçebilmeyi, o meslekte başarılı olmayı, araba kullanmayı, eşimi seçebilmeyi, çocuğumu istediğim gibi yetiştirebilmeyi, doğurduğumun ismini kendim seçebilmeyi, arkadaşlarımla vakit geçirebilmeyi, özgürce sevmeyi, sevilmeyi hep hakkım görmüşüm.

Yıllar geçip büyüyünce gördüm ki; zaten hakkım olan bu şeyleri hiç yaşayamayanlar var. Varmış… Bazı ülkelerde resmi engeller, bazı ülkelerde ise görünmeyen öğretilmiş çaresizlikler var(mış.)

Bugün 3 kişiye teşekkürü borç bilirim. Biri Atatürk… Türk kadınlarına sağladığı haklar,  açtığı ufuk için… İki ve üç ise annem ve babam. Asla ve asla kendilerinden cinsiyetçi engeller duymadığım, bunların farkında bile olmadan büyüyebildiğim ve o yüzden kafamda o engelleri yaşamadığım için.

Şükürler olsun varlığınıza…

 

 

Advertisements

Kıymalı börek

Ne burası bir yemek blogu, ne de ben öyle mutfak ustası biriyim. Bugünlerde bişeyler yapmak iyi geliyor. Dün de kıymalı börek yaptım ki ilk böreğim 🙂

Belki sana da iyi gelir, belki yapmak istersin, hadi gel…

Screen Shot 2017-09-28 at 11.32.13

Önce hadi üzerine bi yağmurluk al, dışarı çık. Bugün hava çok güzel.

5 adet yufka al, 500 gr da kıyma.

Geçerken kedilere, kuşlara da selam vermeyi unutma: )

Eve varınca, tepsini al güzelce, bi yağla ki yapışmasın… (Sana da hiçbi sıkıntı yapışmasın, aksın gitsin öyle. )

Bi kat ser yufkayı, üstüne bol yoğurt, 2 yumurta, zeytinyağı karışımını serpiştir, koyduğun her kata… bol bol su serp. İçine serper gibi : )

3. kata da soğanla kavurduğun kıymayı güzeeeelce döşe, su serptiğin içini zenginleştirecek bir şeyler eklemek gibi. Mmmmmm…

Son katı da ört üstüne güzelce. Sıcacık, güzelce örtülmüş bir yorgan gibi… Üstüne bir yumurtanın sarısını sür, sonra kes ki dilim dilim, iyice içlere işlesin, yumurtanın lezzeti.

Bi de her derde deva denen çörek otunu serp üstüne…. Bırak lezzetin kokusu sarsın etrafı. Şifa olsun…

 

 

 

Mürdüm terapi

IMG_7781.JPG

2 kilo mürdüm eriğini güzelceee yıka. Bütün sıkıntılarını da suyla beraber yıkadığını düşün… Akıp gidiyor. Sonra erikleri 3-4’e böl… Yüklerini günlere böler gibi… Yavaş yavaş…

6 su bardağı şekeri 1 su bardağı suda erit… Tat tüm yaşamına yayılsın… Kaynayınca nazikçe mürdümleri suya kat. Çok nazik ol, erikler yara almasın.

Güzel kokular geliyor değil mi? Mmmmm… İlk kaynamadaki köpükleri al, huzurunu kaçıramasın. 1 çay kaşığı tereyağ ekle ki köpürme devam etsin. Etsin ki, kıvamına gelsin.

Neredeyse kıvamına gelince, limon tuzu ekle. 10 dakikada öyle kaynasın…

Mürdüm reçeli terapisini tamamladın, tebrikler 🙂 Umarım daha iyi hissediyorsundur…

Sevdiklerine de armağan et, et ki tadı daha da tatlansın…

 

Gezmek lazım arkadaş

46a4e99ed2913ddb9707e138970b7b80

Foto: Pinterest

Anda, şimdide kalabilmenin, tüm bedenin ve ruhunla olduğun yerde olabilmenin bence en garanti yollarından biri seyahat etmek. Çünkü yeni şeyler öğrendiğin, gördüğün, duyduğun zamanlar merakın o noktaya ve ana odaklanıyor. Düşünün ki, seyahatte bütün duyular faal. Yepyeni yerler görüyor, mis gibi yemekler, otlar, çiçekler, denizler kokluyor, bambaşka şeyler duyuyorsunuz. Ne müthiş bişey… Zihniniz açılıyor sanki. Ve bazen 2 saati böyle bir yerde geçirmek, oturduğunuz rutindeki 24 saatinize bedel oluyor.

Alın size izafiyet teoremi…

 

“Kafeste doğan bir kuş uçmanın bir hastalık olduğunu zanneder.”

e08275740d6b3b048e6fdb211e68b8cb.jpg

Birçok sorunumuzun bundan kaynaklandığını düşünüyorum. Hakkımızın ne olduğunu bilmediğimizde istemeyi de bilmiyoruz. Özgürlük ve uçmak, kuşun hakkı değil mi? Doğuştan sahip olduğu ve doğasında olan.

Ama hiç uçmadıysa, kafesteki diğer kuşlar da uçmak suçtur ya da uçarsan ölürsün derse, bütün kuşlar buna inanabilir zamanla. Uçmaya çalışana “suçlu” muamelesi yapar.

Hayatımıza bakalım. Önce aile yaşantısına… Okumak, eşit eğitim almak çocuğun hakkı. Ama ailede küçük yaşta çalışmak, çalıştırmak gelenek olduysa çocuğun aklına bile gelmez hakkını aramak… Ya da daha iyi eğitim için sesini yükselten olursa, aile büyükleri toplumdaki bu sese kızar. Hem kendi düzeni bozulacak, hem de çocuklar uyanacak diye… Bakın mesela, şu anda eğitim sistemi acayip bir hale geldi. Sınavlar hatalı, yerleştirmeler sorunlu… Ama sesini çıkartmak isteyene düzeni bozan gözüyle bakılıyor. Oysa hakkımız sormak. House of Cards’ta seçim, eğitim yasasıyla kazanıldı. Seyredenler hatırlar.

Ya da… Bir ülkede, medyanın aslında iktidarı eleştirerek, aslında doğru çalışmasını sağlama görevi olduğunu bilmiyorsan, farklı çıkan her sesi düzeni bozmaya çalışan bozguncu olarak görürsün.

Mesela işindeki haklarını bilmiyorsan, ne hak iddia edeceğini bile bilmezsin. Evinde mutsuzsan mutluluğu isteyemezsin. Mahkemedeki gücünü bilmezsen, suçlu çıkar, başını öne eğersin.

İşte çocuklarımızın eğitilmesi o yüzden bu kadar önemli. Gidiyorsun bi Avrupa ülkesine, bahçesinin, parkının hakkını arıyor, zaten aramasına bile gerek kalmıyor. Artan toplu ulaşım fiyatlarına itiraz ediyor, sağlıkta aksayan şeyleri eleştiriyor. Çünkü sosyal devlette en önemli olanın “kendisi” olduğunu biliyor.

Uçma hakkımızı hatırladığımız günlere…