O gelemezse, biz gideriz dedik.

Screen Shot 2017-11-22 at 09.48.40

Kaç yıl boyunca, sabah gözümü açınca -ki o zaman güneş doğmuş olurdu, bugünkü gibi karanlıkta uyanmazdık- onu dinlerdim. Güne Çalar Saat’le başlardım. Haberleri ondan dinlerdim, bi dost gibi olmuştu artık. Konuşma tarzını severdim, olaylar karşısındaki adil duruşunu severdim.

Sonra bi’ sabah çekip, alındı elimizden.  Tuhaf bişey.  Böyle çekilip alınmak… Küçük bir çocuğun hep birlikte olduğu bebeğini çekiştirerek alan dev bir kol gibi gözüküyor gözüme. O da sabahlardan gittikten sonra, öfkeyle bağırmayan, tek tük objektif ses kaldı. Ve ben hala onu dinlemeyi özlüyorum.

Şimdilerde, işsizlikle başa çıkmaya çalışırken kendine yepyeni bir yol çizdi. 20 yıl önce çıkmayı düşündüğü sahnelere bu şekilde çıkması (!) kısmetmiş. Sohbetinde anlatıyor, biri bu gösteriyi sahneye koyduktan sonra şöyle demiş: Hah, layığını buldu, sahnelere düştü. Gösteride diyor ki, sahneye düşülmez, çıkılır.

Tüm dünyada “case study” olarak okutulabilecek bir olay bence. Bir TV’ci / gazetecinin mesleğini yapamadığı için tek kişilik bir gösteri tasarlamış olması. “Anne ben artist oldum” konseptli bu gösteriye gittim dün. Baştaki sabah haberlerinden yapılan derlemeye bakınca, hatırladım. Eskiden ne haberler yapılıyormuş, yapılabiliyormuş. Şunun şurasında kaç yıl oldu ki? Bahsettiğim siyasi şeyler değil, günlük hayattan, sokaklardan, SOMA’dan, hayatımızdan… Oysa ki, o haberler siyasetin de  sibobuydu. Her kademedeki görevlinin kendine çeki düzen vermesini sağlayan…

Tek kişilik gösteri dedim ama aslında onlar bir ekip. Hiç unutmam, Ertuğrul Albayrak’ın ve adını şu an bilmediğim ekibinden insanların da İrfan Değirmenci’yi yalnız bırakmayıp, yol arkadaşı olarak devam ettiklerini… Acıyı, hayalkırıklığını ve hatta açlığı paylaştılar birlikte… Ve bu hikayenin en güzel yanlarından biri, içlerine kapanıp kalmamaları, umudu kaybetmemeleri ve “yeni bir yol” bulmaları. Bu insanları çok seviyorum. Umutsuzluğun ortasından umut yeşertmelerini… Ünsal Ünlü de onlardan biri mesela. İşsiz gazeteciyken, internet üzerinden haber yaparak inanılmaz sayıda insana ulaştı o da.

Haber örneklerini izlerken, aslında dedim, nasıl da teşekkür borçluyuz, yoğun bir baskının altında bize haber ulaştırmak için işsizliği göze aldılar. Sırf bu teşekkür için bile gidilir gösterisine… Ama inanın o kadar değil. Ben çok severim hayat hikayesi dinlemeyi.  Hayat hikayelerden ibaret çünkü. İrfan Değirmenci’nin hayatını, ailesini, çocukluğumuzun ülkesini dinliyorsunuz sohbet boyunca. Takım elbiselerinden sıyrılmış bir İrfan’la tanışıyorsunuz. Gidin derim, bence çok keyifli vakit geçireceksiniz, ama o bile değilse teşekkür etmek, helalleşmek için. Gelecek oyun Profilo Gösteri Merkezi’ndeymiş mesela ; )

 

Advertisements

Ağlamak güçlü olmaktır aslında

Güçsüzsen bunu göstermek istemezsin, ağlamazsın.

Kendine güvenmiyorsan, belli etmek istemezsin ağlamazsın.

Duygularınla uyumlanmadıysan, ağlamazsın.

Ağlamanın güçsüzlük olduğu sana öğretildiyse, ağlamazsın.

Erkek ağlamaz dendiyse ağlamazsın.

Ama ne zaman ki, hayatın akışında her şeyin olduğunu bilir, özündeki güce güvenirsen, ağlarsın rahat rahat. Zaten yeri geldiğinde ağlamalısın da.

ecbfd1c1dac353fe21b0bedb38da1e73

Çocuk hakları deyince…

Bugün Dünya Çocuk Hakları Günü imiş.

Bence çocuk hakları çok daha derin konuları da kapsıyor.

En doğal hakları olan güvende olma, sevilme, eğitim gibi temel haklarının
yanında çok daha derin konular.
Kendileri olabilme hakkı… Kişiliklerinin kabulü. Olduğu gibi sevilme.
Kararlarına saygı duyulması. İstediğini giyebilme, zevkine uygun yaşayabilme.
Yeteneklerinin doğrultusuna gidebilmesi. Gerektiğinde teşvik edilmesi.
Güzel şeyler duyma hakkı var bi de. Kim istemez ki?
Kitap okuyabilme hakkı. Sevebileceği ortamlar yaratılabilmesi…
Onun hislerine güvenilmesi. Bir konuda direnç gösterdiğinde zorlanmaması…
Öp amcayı, öp teyzeyi… Şununla arkadaş ol, bununla konuş. Şu kursa git… gibi gibi…
Ve şu yukarıdaki reklama bakınca… Normal bi anne, baba sempati duyacağına tepki duymalı. Durup düşünmeli. Bir bebeğin ilk sözleri futboldan, üstelik de bütün gün açık olduğu için diye gururla altı çiziliyor. Reklam başarılı nitelendirebilir profesyonellerce ama ya aile?

Huzur için…

01441586449f2fdf684c399c7dd16eb2

Bazen görmemen lazım… Fotoğraftaki gibi gülmek mümkün mü bilmiyorum. Ama en azından  bakıp, görüp, sinir olma üçgenini bazen kırmak lazım…

2 resim arasındaki farklar

olay-fotografiyla-ilgili-konusan-ajda-pekkan-10218613_9570_m

Öncelikle Ajda şarkılarıyla büyüdüm ben, çok severim dinlemeyi. Bir Ajdaseverim. Ama günlerdir ortada dönen muhabbetlerden öyle sıkıldım ki. En son bu sabah “Ondaki kalça kimde var” lafını bile duydum televizyonlarda… Kimden, neden bahsediyoruz? Bir barbie bebek mi var karşınızda… Bu ülkenin pop müzik tarihinin büyük bölümüne imzasını atan bir kadından bahsediyoruz. Bence söylenenlerden kendi mutlu oluyorsa da, aslında olmaması lazım. Kadınlara yüklenen bu olması gerekli (!) kurallarınızdan, güzellik anlayışlarınızdan fenalık geldi. Kadın rahatça yaşlanamıyor bile.

Kendine bakmak, iyi hissetmek, iyi ve güçlü olmak ayrı bişey. Ama hep genç görünme zorunluluğu, dudağının azıcık ince olmasının hata görülmesi sağlıklı değil. Kız çocuklarının nasıl bir beyin yıkamayla büyüdüğüne bakar mısınız? 2 önceki postumda yazmıştım. Çalınmış Güzellik belgeselini mutlaka izleyin. Ne kadar zayıflasa, kendini yeterli zayıflılıkta göremeyen, 2 kitap daha fazla okuyayım demek yerine gidip kendine botoks yaptırmaya çalışan nesiller mi istiyoruz?

Bu haberleri okudukça, gördükçe bağırasım geliyor

Rahat bırakın şu kadınları…

Erkekler de sizi olduğu gibi sevecekse sevsin. HEr şeyinizle….  Siz de öyle yapıyorsunuz zaten… Elmacık kemiklerine dolgu yaptıran bir Ebru Şallı’nın kocasını duydum…

Neyse, sonuç olarak, Ajda’yı da, Adele’i de dinlemeyi seviyorum… Birini kendini adadığı vücuduyla, birini fazla kilolarıyla… Yeter ki, bi kadını, diğerine dayatmasınlar….

59th GRAMMY Awards -  Show

 

 

 

 

 

Kendini unutma

b6e86dba91eb4f3c535a8764d09bf5d3.jpg

Vurdumduymazlığın, kabalığın, çıkarcılığın kol gezdiği zamanlarda, her şey tam da bu yüzden diyorsun belki. Ama belki de kendini unutanlar yüzünden diğerleri cesaret aldılar,  ne dersin? Kendini kullandırtmaya izin verenler olduğu için arttı çıkarcılar. Kabalığa göz yumanlar yüzünden azaldı incelikler. Vurdumduymazı hoş gördükçe arttı tınmayanlar… Hep kibar ol, kendini unut, belki o zaman şirinleri görebilirsin sandın.

Oysa sen kendini hatırlamazsan, sen kendini düşünmezsen başka kim düşünecek?

Acaba anne karnında, hep başkasını düşün geni mi eklenmiş nedir? Kendini de unutma canım yani bi zahmet… İstemediğin şeyi yapmadığında da suçlu hissetme.

 

Çalınmış güzellik

Screen Shot 2017-11-06 at 16.29.29

Az önce bir belgesel izledim. Kadınlara dayatılan “güzellik” yargıları hakkında. Ne kadar zayıf o kadar mutlu diyen, burnunu, dudağını, kaşını gözünü bütün olarak kabul etmeyen, her parçasıda sanki hata arayan anlayış…

Her yer estetik faliyetleri, haberleriyle dolu… Bütün dudaklar, kaşlar aynı.

Bu; kadınlara niye reva görülüyor. Çocukluktan beri ilmek ilmek işleniyor bu genel geçer yargılar… Mesela benim ergenlikten beri en çok duyduğum sözde (iltifatlardan) biri aslında senin üstünde hiçbir şey yok… (Yani bunun altındaki gizli cümle; basenlerin de olmasa….) Oysa bir vücut tipimiz var. Evet rejimle, ya da sporla fark edebilir. Ama aç kalarak o kemik yapısı değişmiyor. Çok zaman sonra, umursamamayı öğreniyor insan. O da öğrenebilirse…

Bi bilsek, küçük yaşlardan itibaren hepimiz ruhumuzla, tüm olarak ‘biriyiz‘…  Kendimizi olduğumuz gibi kabul edebildiğimizde güzeliz ve mutluyuz…

Bİze empoze edilen sayısız “görsellik”, sayısız özellik var. Bari en azından biz kadın kadına bunu desteklemeyelim. Birbirimizi rahat hissettirelim.

Ve kızlarımızı olduğu gibi güzel olduklarına inandıralım. Çünkü öyleler: )

İşte bahsettiğim belgesel… 12 yaşından itibaren yeme bozukluğu geçiren çocuklar mı ararsınız, estetikten estetiğe koşanlar mı? Buyrun seyredin….

Çalınmış Güzellik

 

f106da222a9bc889f22018537cd98916