Kucaklayıcı olmak

Anlamasan da, katılmasan da, yakın ya da tanıdık gelmese de, farklı olsa da… Kucaklayıcı olduğunda belki ruhun sesini duyarsın, ağlayan, sevgi isteyen, korkan… Seveni sevmek kolay, asıl o isyankar küçük çocukla büyüyen yetişkini kucaklamak yürek istiyor.

Ruhlara da kapsamlı bi detoks lazım…

Öyle bitki çayları, meyve sularıyla yapılan bedeni güçlendiren detokslar da güzel tabii, ama yaşamımızın farklı alanlarında da arada sırada da olsa detoks yapmalı… Mesela bağımlılık denince hemen akla sigara, alkol falan geliyor, oysa ruhu esir alan bağımlılıklar var onlardan da arınmalı… Ruhsal detoks için neler yapmalı, bence şunlar detoks kapsamında olmalı…

1. İnternet, sosyal medya kullanımı azaltılmalı. Ya da en azından besleyici olanlara açık olmalı, insanı dehşete sokan, sürekli yargılayan fikirlerden, haberlerden bir süreliğine bile olsa uzak durmalı… Ve her yerde elimiz gözümüz akıllı telefonda yaşamaktan biraz kurtulmak gerekli.

2. GÜndemdeki dehşet haberlerinden de tabii. Ya da siyasi tartışmalardan… (Ben mesela akşamları şu tartışma programlarına ara vermeliyim. Yok tarafsız bölge, yok karşıt nokta vs…)

3. Önyargı ve yargılar da detoks kapsamında olmalı. En az 1 hafta, hiç kimse hakkında konuşmamaya çalışmalı, hiç yargıda bulunmamalı

4. Acıya bağımlılık. Buna sahip çıkan, üzerine alınan olmaz. Kim sever acıyı değil mi? Ama insanlar bayılır ah vah edecek diz dövecek konulara. Dövünmeye…

5. Kontrol etme bağımlılığı. Sanki her şeye müdahale etmek, bi söz etmek zorundasınız. Yoksa sizi al aşağı ederler falan filan, boş işler… Ego inim inim inliyor, gücümü eksiltme diye.

6. Öfke bağımlılığı… Başımıza gelen her şeyde öfkelenecek birini bulmak, ona delice öfkelenmek, dedikodusunu yapmak, her köşede söylenmek…

7. Duymak gerek bi de… Sadece dinlemek değil, karşıdakini duymak. Ya da söylenenin arkasındakini duyacak kadar kalpten dinlemek diyelim…

8. Rutini kıracak küçük şeyler yapmak, küçük şeyleri sevmek…

9. Çocuklara daha fazla vakit ayırmak. Bknz madde 1.

10. Rüyalarımızı anlamaya çalışmak… Bakalım ruh ne istiyor, neyin detoksuna ihtiyaç var..

Belki de 1 hafta, ya da 1 gün. Küçük bir detoksla başlayıp, tüm yaşama yaymak mümkün mü? Azar azar bırakmak bağımlılıkları… Ve arınmak…

Enerjimizi yükselteceğimiz günlere…

Oyun dediğin

c24a7053b50b74c008072a4e687e102c

Dengede olduğun, oyunda olduğunu bir biliş olarak kalbinde hissettiğin anlar olur. Büyük resimde her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu bilirsin. Şaşırmaz, hayret etmez, oluşa inanırsın. Sonra o adına ego mu desek, oyunda seni tutmaya çalışan güç mü desek, paniğe kapılır, iktidarını kaybetmek istemez çünkü ve seni dürtükler :”Şşşşt duyarsız mısın sen, hissiz misin, şaşır, şaşırmaya devam et, yargıla, taraf ol…”

İşte oyun böyle bi şey.

Dişil enerji lazım biraz…

images

Ülkece yönetimde daha fazla dişil enerjiye ihtiyaç var. Bahsettiğim daha çok kadın siyasete girsin anlamında değil. Haaa dişil enerjiyi yaymak için o da bir yöntem tabii. Hepimizde dişil ve eril enerji bulunuyor. Dengede olmadığı zaman bir taraf eksik kalıyor. Mesela biri erkek, biri kız iki küçük çocuk düşünün. Erkek olan ortamda eğer oyuncak olarak vinçler, kepçeler ve diğer iş makinaları varsa onların başından ayıramaz. Kız çocuk ise konuşur, sohbet eder, iletişim kurar, evcilik oynar, resim yapar, kitaplara bakar, ezberlediği şiiri,  şarkıyı okur.  Bu demek değil ki, erkek çocuk şiir okumuyor, kız çocuk erkek arkadaşlarıyla koşturmuyor.  Ama ağırlıklı olarak eğilimler dişil ve eril enerjiyi hissettiriyor. Eril enerji düz mantık, dişil enerji detaycı. Eril enerji topluyor çıkarıyor sonuca bakıyor. Dişil enerji soruyor, ya 2+2=4’e gelene kadar yaşananlar, oraya nasıl vardığımız önemli değil mi diye sorguluyor. Eril enerji hakim olunca bol bol inşaat yapıyor, dikiyor, dikiyor. İş makinası oyuncaklarıyla oynuyor. Dişil enerji, sanat istiyor, müzik istiyor, şiir, roman istiyor… Siyasetteki kadınlara bakıldığında onlardaki dişil enerjinin bile düşük olduğunu görüyor insan. Daha çok erili kullanmak zorunda kalıyorlar sanki. Niye mecliste daha çok sanatçı yok, yazar, çizer, oyuncu? Hayal eken, hayalgücünü besleyen… Biraz sanattan bahsetsek, biraz güzel şeyler görsek, konumuz bunlar olsa? Neden olamıyor? Dişil ve eril enerjinin dengede olması dileğiyle…

Elbiseyi ne renk gördün sen?

Şu elbise olayı. Geçen hafta cumaydı sanırım, nasıl oyaladı bizi.  Çok tartıştık aramızda, güldük, hayret ettik. Ben beyaz/ gold gördüm. Bir yandan ayrıştırdı insanları ama bir yandan birleştirdi. Bi dolu insan baktı, beraber güldü. Ben bu elbise olayından ilahi bir sonuç da çıkarttım :))
Hani bazı olaylar karşısında, diğer görüşü asla anlayamıyoruz ya, hani bölünüyor, ayrışıyoruz ya… Her şey algı deneyimi ile ilgili belki de. Bir elbise rengini, gözümüzün gördüğünü bile bu kadar farklı algılayabiliyorsak, olayları nasıl önyargıyla yargılıyoruz düşünün…
Aynı partiye, aynı insana, aynı olaya bile ne kadar farklı bakabiliyoruz…