Dünyayı olduğu gibi sevebilmek…

Nasıl bir tesadüf bu… Geçenlerde okuduğum “Seni her şeyin mümkün olduğu yere götüreceğim.” kitabından sonra karşıma bu kitabın gelişi…

Kitabımızın kahramanı, bir süredir hayattaki her şeyi önemsiz bulmaya başlamıştır. Hiçbir şeyle ilgilenmemektedir. Hatta, yolda giderken insanları ite kaka yürümektedir. Bu yanlışlıkla değildir der, çünkü etrafta hiçbir şey önemli değildir. Öyle bir ruh haline gelir ki, intihar etmeye karar verir. Revolver’i alır, eve koyar. Her an hayatından vazgeçebilir şekilde. Bir gün kararını yerine getirmeye karar vermişken, küçük bir kız çocuğuyla karşılaşır. Çocuk annecim diye ağlamaktadır. Komşularından birinin kızıdır. Bu kıza yardım etmek, derdini düşünmek eve girdiğinde onu intiharı gerçekleştirmekten uzaklaştırır. Ya da ertelemesine neden olur. Uyku sorunu olduğu halde, o gün kanepede uyuyakalır ve rüyasında kendini öldürdüğünü, cenaze töreninin yapıldığını görür. Ve bir rehberle dünyadan uzaklaşıp, başka bir gezegene giderler. Oraya gittiklerinde sevgi dolu varlıklar karşılar onu. Mutludurlar. Çünkü mutlu olmaları için gereken her şeye sahiptirler. Aşk vardır ama zarar veren şehvet duyguları yoktur, sevgi vardır ama sahiplenme yoktur, kıskançlık yoktur… Yalan yoktur, savaş yoktur. Dinleri yoktur ama evrenle daha güçlü bir bağları vardır. Tapınakları yoktur.

Zamanla onlarla birlikte yaşaya yaşaya onları da bozmaya başladığını hisseder. Artık ayrışmaya başlamışlardır. Birlikte olmak ya da ayrılmak için savaşırlar. Ayrı yaşam alanları kurarlar. Tapınaklar yaparlar ve kendi inanışları için savaşırlar. Tapınaklarına da kan bulaşmıştır artık. Önceleri çok üzülürken, sonra yine de onları bu halleriyle bile çok sevdiğini düşünür.

Derken uyanır…. Ve yaşadığı için şükreder. Tıpkı düşündeki önce cennet, sonra dünyaya benzeyen gezegendekiler gibi burayı da çok sevdiğini düşünür. Aslında insanın düşündeki cenneti yaratmaya çalışmak gerektiğini söyler.

Milyonlarca yıllardır söylenen “Yaşam bilgisi, yaşamın kendinden, mutluluğun bilgisi, mutluluğun kendinden daha önemlidir.” dogmasının değiştirilmesi gerektiğini söyler. Ve bunun için mücadele edeceğini…. 1877…

Valla bu kadar üst üste okumamdan mı nedir, Gounelle’in birazcık esinlendiğini düşündüm. Mutlu bir topluluğu bozma fikri… Amaç farklı olsa da içeri benziyor kanımca.

“Başına sevda gelecek.”

Yüzlerce yıl, uygarlıklara evsahibi olmuş İstanbul’da geçen bir hikaye. Tarihin üzerine inşaa edilen bir otel ve yerin altında yığılan tarihe gömülü insanların hikayeleri. Bizans’ta katledilenlerden, Osmanlı’nınkilere… Orada bir söz ediyor, ölülerden biri. Padişah olsan, imparator olsan bu sürse sürse bir an sürüyor, yerin altında geçen süre ise upuzun… Hatta Osmanlı’da savaşa gönderilen, sonra da idam edilen maymun askerler bile orada…. Evet evet bunu yeni öğrendim, keskin gözleriyle düşmanı haber versin diye donanmada maymunlar kullanılmış. Sonra bunlara kızan sultanlardan biri onları insan gibi idam ettirmiş. Bunu bu kitaptan öğrendim.

Ve hayattakilerin hikayeleri. Otel açılışına katılanların inanılmaz öyküleri… Kendinizi içinde kaybettiğiniz hayatlar…

Kadim şehir İstanbul’u biraz daha iyi anlayabilmek için okunası…

Okumak… Okuyamamak

foto: temsili pinterest’ten

Ahmet, sanal sınıfına girmeye çalıştı, ama doğru dürüst internetleri çalışmıyordu. Gelip gelip gidiyordu. Baktı olmuyor, dışarı çıktı. Oynadı, oynadı. Ertesi gün yine denedi. Olmadı. Ondan sonraki gün denemedi. Dışarı çıktı, oynadı. Sorana büyüyünce doktor olmak istiyorum dedi. Sonraki hafta bir iki saat derse girdi. Ama geçen haftayı kaçırdığı için anlamadı. Kapattı, çıktı. Koptu gitti okuldan mokuldan, internetleri gibi.

Ahmet büyüdü. Hastaneye gitti. Ona bir şeyler anlatmaya çalışan doktorlara sinirlendi. Bağırdı. Doktorlara sinir oluyordu (!)

Asım Us

Cumhurbaşkanı olduktan sonra Kurun Gazetesi’nde yazdığı başyazılarda kullandığı takma isim Asım Us. Bazen fikirlerini anlatmak, bazen hükümete muhalefet etmek, bazen de dünya kadınlarının buluştuğu bir kongre için fikir vermek gibi birçok başyazısı var.

Muhalefet olmadan hizmetin eksik kalacağını düşünmüş olmalı.

Neyse o değil de, adı Asım Us da olsa, Mustafa Kemal de, Atatürk de… Onun kim olduğu ve bu ülke için önemi değişmeyecek.

Hemingway ve Gellhorn

Hemingway’in aşklarından biri, Martha Gellhorn… Aslında kendisi de cesur, cevval bir yazar. Yolları kesişiyor hem de bir iç savaşın, İspanya iç savaşının gölgesinde. Ardından da, nerede savaş, haksızlık var, bunlar orada. Biraz maceradan beslenen bir ilişki galiba onlarınki. Nicole Kidman gene güzel oynamış. Hemingway de, az çatlak değilmiş.

En yakın zamanda, İspanya iç savaşını ondan okumayı düşünüyorum.

Seni her şeyin mümkün olduğu bir yere götüreceğim.

Felsefe öğretmeni Sandro, karısının ölümünden sorumlu tuttuğu Amazon’da bir kabileden intikam almak üzere yola çıkar. Bu kabilenin insanları doğal ortamlarda son derece mutlu olarak yaşamaktadırlar.

Paylaşarak, kıyaslamadan, kıskanmadan doğanın getirdikleriyle, bir arada başka türlüsünü bilmeden mutludurlar. Akşamları ateşin etrafında toplanıp masallar dinlemektedirler. Ayrışmadan tam bir komün hayattır onlarınki.

Sandro, intikam için onlara yasadışı olmayan, çok daha etkili bir intikam hazırlar. Onların doğallıklarını bozarak, mutsuz etmeyi planlar. Yerli bir askeri de plana dahil ederek, yakınlarına yerleşir.

Ve planı uygulamaya başlarlar. Kadınlar, göğüsleri açık dolaşmaktadır. Genç, yaşlı, güzel, çirkin kavramlarıyla düşünmemektedirler. Sandro ve ekibi, önce kıyas ve kıskançlık tohumları ekmeye karar verir. Ve bunun için akşamları masal seansları yerine civardan haberler vermek için birini görevlendirmek isterler. Yerlilerden biri, en bilge masalcıyı önerir. Aaaa olur mu, o yaşlıdır. Sonra haber saatlerinde türlü kötü haberler verilir. Yok ormanda bir yılan bir çocuğu sokmuş, yok yeni bir virüs ortaya çıkmış, beyaz adam ağaçları kesmiş vs. Önceleri, biz içinde olmadığımız bir anın haberini ne yapacağız demişler, sonraları alışmışlar.

Sıra gelmiş bir arada yaşayan topluluğu bölmeye. Virüs var demişler, herkes kendi kulübesini yapıp, orda güvenli yaşasın. Giderek uzaklaşmaya başlamışlar. Ardından kadınlardan bazılarına göğüslerini örtmesi için farklı bezler verilmiş. Niye demiş farklı olacaksın, herkes seni merak edecek, arzulayacak.

Böyle böyle bütün kabilenin huyu suyu değişmiş. Sandro, bi aşamadan sonra pişman olmuş. Ama artık ok yaydan çıkmış bir kere. Meğerse bu kadar iyi niyetli bir kabilenin onun karısının ölümünde de payı yokmuş.

Nasıl? Modern yaşamda, modern insanlara yapılanlara çok benzemiyor mu?

Aldırma Gönül…

Hadi şarkıların hikayelerinden devam edelim. İçli içli, bazen göğsümüze vura vura söylediğimiz bir şarkıdan bahsedelim. Aldırma gönül… Bazen aşıklar, bazen terkedilmişler, bazen mutsuzlar söylemişler… Bazen de içki sofrasında eller havaya kalkmış, dost meclislerinde bağıra bağıra söylenmiş.

Aldırma Gönül aslında Sabahattin Ali’nin Hapishane şarkıları serisinin 5.’si ve en bilineni… Defalarca farklı yorumcular tarafından seslendirilmiş. Sabahattin Ali, Sinop Cezaevi’nde kalırken yazmış bu dizeleri.

İnsan duvarlara vuran hırçın Karadeniz dalgalarını hayal edebiliyor.

Bugün müze olarak ziyaret edilebiliyormuş.

#şarkılarınhikayesi #şeylerinhikayesi

Smooth Criminal

Yıllarca eni eci vokkey… diye söylediğimiz şarkının bir kadın cinayetini anlattığını biliyor muydunuz? Ne çok şeyi bilmeden üstün körü tüketiyoruz. Aldırma Gönül’ün Sabahattin Ali’nin mapushanede yazdığını bilmeden meyhanede söylememiz gibi….

Pencereye geldiği esnada, bu bir kreşendonun sesiydi, kızın dairesine girdi
kan izlerini halının üzerinde bıraktı….
Kız masanın altına kaçtı, adam kızın aciz olduğunu görebiliyordu, sonra kız yatak odasına kaçtı. Kızın işi bitmişti, bu
onun sonuydu.
Annie iyi misin?
Annie iyi misin? Sana vurduğuna dair- Bir kreşendo Annie. Dairene girdi. Kan izlerini halıda bıraktı…..

#şeylerinhikayesi

As he came into the window
Was a sound of a crescendo
He came into her apartment
He left the bloodstains on the carpet
She ran underneath the table
He could see she was unable
So she ran into the bedroom
She was struck down, it was her doomAnnie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay? Are you okay Annie?Annie are you okay?
Will you tell us that you’re okay?
There’s a sign at the window
That he struck you, a crescendo Annie
He came into your apartment
Left the bloodstains on the carpet
Then you ran into the bedroom
You were struck down
It was your doomAnnie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
You’ve been hit by
You’ve been hit by
A smooth criminalSo they came into the outway
It was Sunday, what a black day
Mouth to mouth resuscitation
Sounding heartbeats, intimidationAnnie, are you okay?
So, Annie are you okay
Are you okay, Annie
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay
Are you okay, Annie
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
Annie, are you okay?
So, Annie are you okay? Are you okay Annie?Annie are you okay?
Will you tell us that you’re okay?
There’s a sign at the window
That he struck you, a crescendo Annie
He came into your apartment
Left the bloodstains on the carpet
Then you ran into the bedroom
You were struck down
It was your doomAnnie, are you okay?
So, Annie are you okay?
Are you okay, Annie?
You’ve been hit by
You’ve struck by
A smooth criminalAnnie are you okay?
(I don’t know)
Will you tell us that you’re okay?
(I don’t know)
There’s a sign at the window
(I don’t know)
That he struck you, a crescendo Annie
(I don’t know)
He came into your apartment
(I don’t know)
Left the bloodstains on the carpet
(I don’t know why, baby)
Then you ran into the bedroom
(I don’t know)
You were struck down
It was your doom, Annie (dag gone it)Annie are you okay?
(Dag gone it, baby)
Will you tell us that you’re okay?
(Dag gone it, baby)
There’s a sign at the window
(Dag gone it, baby)
That he struck you, a crescendo Annie
He came into your apartment
(Dag gone it)
Left the bloodstains on the carpet
Then you ran into the bedroom
You were struck down
(Dag gone it)
It was your doom, Annie

Çütre kuşu

Soyu tükendi sanılmış, Japonya’da görülünce fotoğraflanmış, adına pembe serçe demişler. Oysa bir pembe serçe değilmiş o. Onun adı Çütre Kuşu…

Çütre olup serçe sanılanlar geldi aklıma. Serçe muamelesi yapılıp, Çütre olanlar… Çütreliğini yaşayamayanlar… Öyle çağrışımlar işte…

#şeylerinhikayesi

kaynak: Emin Yoğurtçuoğlu, @birddetective, twitter